Bilim dünyasından göğüs kanseri hastalarını sevindirecek yeni bir buluş haberi geldi. Kanadalı bilim adamlarınca geliştirilen yöntemin, göğüs kanseri hastalığını yüzde 80 oranında kesin tedavi ettiği ifade ediliyor…

Dr. Marc Wrana’nın The Journal Nature Biotechnology’nin son sayısında yayımlanan bilimsel makalesine göre, DyNeMo (Dynamıc Network Modularity) adı verilen ve Kanada’nın Toronto Mount Sinai Hastanesi bünyesindeki Samuel Lunenfeld Araştırma Entitüsü bilim adamlarından Dr. Marc Wrana tarafından geliştirilen yöntem, göğüs kanserinde kanserli hücrelerin vücutta dağılacakları bölgelerin önceden belirlenmesine yarıyor.

Yeni teknolojiyle her hastanın kanserli tümörlerinin yapısı ve dağılma yönleri belirlenerek, bu hücrelerin durdurulması sağlanabilecek. Makalesinde, yeni yöntemle bugüne kadar göğüs kanseri 350 kadın hastanın tümör takibinin yapıldığını belirten Dr. Marc Wrana, “Her tümörün ayrı bir protein ağı organizasyonuna sahip olduğunu belirledik. Böylece, tedavinin seyri içinde hangi ağ üzerinde ne tür bir müdahale yapabileceğimize şimdi daha kolay ve çabuk karar verebileceğiz. Bu da, hastalığın yüzde 80 oranında kesin tedavisi anlamına geliyor” diye yazdı.

DyNeMo yönteminin dünyanın değişik yerlerindeki kanser araştırmaları merkezleriyle ortak bir ağ üzerinde kullanılabileceğini belirten Wrana, “böylelikle, daha çok çeşitli vakaya ilişkin deneyimlerini hastalığın ortadan kaldırılması amacıyla kullanabileceklerini” kaydetti.

Domuz gribi çoğunlukla solunum yolu ile insanlara bulaşıyor…

Hasta insanların genelinde öksürük ve aksırığıyla havaya bir çok damlacık saçıldığını, ve konuşurken 250-300, öksürürken 4 bin kadar damlacığın havaya karışıp virüsü taşıyan kişinin öksürüp hapşırması durumunda, 4 metreye kadar hiç temas etmeseniz dahi size bulaşması mümkün oluyor. Havaya saçılan partiküller havada uzunca bir süre etkl bir biçimde kalabiliyor ve bunların solunmasıyla solunum yoluyla ciğerlerden nüfus ederek kişiye geçiyor.

Bunun dışında ise öksürük ve hapşırık sırasında mikrobun göz mukozasına yerleşme yaparak hastalığın bulaşır. Yine eller ile, yakın temas çok önemlidir. Bu nedenle hasta insanların mutlaka izole edilip, toplu bulunulan yerlerden uzak durmaya dikkat etmesi, ve maske takması gereklidir. Ayrıca sık sık ellerin yıkanması yapılacak başlıda temizlik görevlerindendir.

Okullar, sinemalar, Cafeler, ulaşım araçları, Eğitim yerleri gibi topluca bulunulan yerlerde risk dahada fazladır. Bütün vatandaşların sık sık el ve yüz yıkamayı bu dönemde dahada fazla önemsemelidir. Öpüşmeye, tokalaşmaya biraz ara vermeli ve bu türden bulaşabilecek hastalıkları düşünmeliyiz. Hastalık bulaştırma bilinciyle, hastaların, öksüren kişilerin, hapşuran kişilerin maske takması, öksürüp aksırırken mendil kullanmanın alışkanlık haline getirimesi ve sık sık ellerin yıkanması lazım…

Özel bir sakınca yoksa gebelik normal yaşantınızı etkilemez.Normal yaşantınızı sürdürün.
Düzenli olarak gebelik kontrollerinizi yaptırın.
Doktora danışmadan ilaç kullanmayın.
İlk üç ay içinde röntgen çektirmeyin,röntgen çekilen alanlarda durmayın.
Ateşli ve döküntülü hastalardan uzak durun.
Kan grubunuzu mutlaka öğrenin.
Tetanoz aşınızı yaptırın.
Meme bakımınıza gebelikte başlayın.
Alkol ve sigara içmeyin.
Beslenmenize dikkat edin.
Diş bakımına önem verin.
Geceleri en az sekiz saat uyuyun.
Rahat,geniş ve doğal giysiler kullanın.
Sık sık banyo yapın.
Cinsel organ temizliğine dikkat edin.
Uzun yolculuklardan kaçının.
Çok ağır iş yapmayın.
Yürüyüş ve hareket yapın.
Doğumunuzu bir sağlık kuruluşunda yapın.

Hayattaki en değerli varlıklarımız çocuklarımızdır. Onların sağlıklı bir hayat sürdürmeleri için ailelerin yapamayacağı şey yoktur. Fakat bazen ihmalden, bazen bilgi eksikliğinden dolayı sonradan telafi edilemeyecek sorunlarla karşılaşılabilir. Bu sebeple hiç sorun olmasa bile çocuklar ilk doğduklarında, 6 aylıkken ve okula başlamadan önce bir göz doktoru tarafından muayene edilmelidirler.

En ufak şüphede ise hangi yaşta olursa olsun hemen göz doktoruna başvurulmalıdır. Çünkü çocuklarda, önemsiz sanılan veya çevrenin etkisinde kalarak büyüdüğünde düzeleceği düşünülerek ihmal edilen bazı göz hastalıkları olabilir. Bunu komşular veya başka branş doktorları tespit edemez. Bunun tanısını koyacak kişi göz doktorudur.

Bebeklerde görülebilen hastalıklar katarakt, kanjonktivit, kornea hastalıkları, glokom, göz tümörleri, prematüre retinopatisi ve gözyaşı kanal tıkanıklıklarıdır.

En sık rastlanan çocukluk çağı göz hastalıkları görme kusurları, şaşılık ve göz tembelliğidir. Bu hastalıklar özellikle erken teşhis edildiğinde başarı ile tedavi edilebilir.

Kadınların kâbusu olan ve hayatlarını karartan meme kanserinin görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Bazı kadınların diğer kadınlara göre daha fazla risk taşıdığını belirten uzmanlar, kimlerin daha fazla risk altında olduğunu anlattı.

Memorial Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç.Dr. Gürsel Soybir, yüksek meme kanseri riski doğurabilecek durumları şu şekilde sıraladı:

– Daha önce memede kansere öncü sayılabilecek bir lezyonun bulunmuş olması.

– Genetik olarak meme kanseri gelişimine yatkın genlerin taşınması.

– Ailesinde veya akrabalarında meme kanseri gelişmiş olması.

– Uzun süreli doğum kontrol haplarının kullanılması.

– Menopoz sonrası dönemde uzun süreli ve yüksek dozlarda östrojen replasman tedavisi yapılması.

– Çocukluk veya gençlik çağında başka bir nedenle göğüs bölgesinin ışınlanmış olması.

– Adet başlama yaşının erken, adetten kesilme yaşının geç olması.

– Hiç doğum yapılmaması veya ilk doğumunu 30 yaşından sonra yapılması.

– İlerlemiş yaş. Meme kanseri en sık 50-65 yaşları arasında görülüyor.

– Aşırı yağlı gıdalarla beslenme.

– Mamografi taramalarında yoğun meme saptanması.

– Yumurtalık ya da rahim kanseri hikayesi olması.

– Elektromanyetik alanlara ve radyasyona sürekli maruz kalınması.

http://blogyorum.com/wp-content/uploads/2008/12/meme-kanseri.jpg

Meme kanserinin belirtileri nelerdir?

1. Memede şişlik olması. Genellikle ağrısız, sertçe, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen kitle varlığı.

2. Memenin genel olarak boyutunda veya şeklinde oluşan değişik olması.

3. Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi noktasal çekintiler şeklinde değişikliklerin meydana gelmesi.

4. Meme başı ve çevresinde renk ve şekil değişikliği, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar oluşması, yaralar çıkması.

5. Meme başından gelen kanlı veya kansız akıntı.

6. Koltuk altında görülebilen veya elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişliklerin varlığı.

Doç. Dr. Gürsel Soybir, meme kanseri riskinizi test etmeniz için küçük bir test hazırladı.

Meme kanser riskiniz nedir?

1. İlk âdetinizi görme yaşınız kaçtır?
A) 11 yaşından sonra
B) 11 yaşından önce

2. Menopoza girme yaşınız kaçtır?
A) 55 yaşından önce
B) 55 yaşından sonra

3. İlk doğum yaşınız kaçtır?
A) 30 yaşından önce
B) 30 yaşından sonra veya hiç doğum yapmamış iseniz

4. Uzun süre doğum kontrol hapı kullandınız mı?
A) 3 yıldan daha az süreli kullanmış iseniz
B) 3 yıl ve daha uzun süre kullanmış iseniz

5. Uzak akrabalarınızda 1 veya 2 tane meme kanseri var mıdır?
A) Yok
C) Var

6. 1 tane yakın akrabanızda (anne, kız kardeş, çocuk) akrabanızda meme kanseri var mı?
A) Yok
D) Var

7. Birden fazla yakın akrabanızda meme ya da yumurtalık kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var

8. Yakın akrabalarınızda iki taraflı veya genç yaşta (40 yaşın altında) gelişen meme kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var

Puanlama:
A :0 puan, B : 1 puan, C : 5 puan, D: 10 puan, E: 20 puan

Değerlendirme:

0 puan: Bir risk faktörünüz yok. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %10 civarında. Standart tarama programına giriniz.

1-4 puan: Hafif risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskiniz %10-15 arasında. Standart tarama programına giriniz.

5-9 puan: Orta dereceli risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız yüzde 10-20 arasında. Standart tarama programına giriniz.

10-19 puan: Yüksek risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %20 nin üzerinde. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.

20-59 puan: Oldukça yüksek bir risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız yüzde 20-85 arası. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.

Meme kanseri gelişme riski nasıl azaltılır?

1. Her ay memelerinizi kendiniz muayene ediniz.

2. Varsa risk faktörlerinizi belirleyiniz. Eğer bir risk faktörünüz varsa hangi periyotla nasıl takip edileceğinizi öğreniniz.

3. Yılda bir kere meme hastalıkları ile uğraşan bir cerraha muayene olunuz.

4. 40 yaşından sonra 2 yılda bir kez, 50 yaşından sonra her yıl düzenli mamografi çektiriniz.

5. Olabildiğince ideal kilonuzu korumaya çalışınız. Lifli gıdalar, bol sebze ve meyveye ağırlık veriniz.

6. Düzenli spor yapınız.

7. Sigara içmeyiniz, aşırı alkollü içkiden kaçınınız.

Çocukların yüzde 1-2’sinde görülen idrar yolu enfeksiyonu ciddiye alınması gereken en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Erken tanı ve tedavi yapılamazsa, böbrek yetmezliğiyle bile sonuçlanabiliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ferruh şimşek çocukluk çağındaki idrar yolu enfeksiyonlarının çok iyi araştırılması konusunda aileleri uyarıyor.

İdrar yolu enfeksiyonları çocukların sağlığı açısından en fazla dikkat edilmesi gereken sorunların başında geliyor. Özellikle yüksek ateş söz konusu olduğunda idrar yolu enfeksiyonlarının da muhakkak akla getirilmesi ve bu yönde de inceleme yapılması gerekiyor. Ateşin yanı sıra, ateş, üşüme, bulantı, kusma, karın, sırt ağrısı, huzursuzluk gibi belirtiler de idrar yolu enfeksiyonlarında sıklıkla gözleniyor.

Kalıcı hasara yol açıyor
Acıbadem Hastanesi Kadıköy Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ferruh Şimşek, idrar yolu enfeksiyonlarının çocuğun üriner sisteminde yaşamı tehdit edici ve kalıcı hasara neden olabileceğini belirtiyor. Bu tip enfeksiyonlarda çocuğun mümkün olduğu kadar çabuk tedavi edilmesinin gerekliliğinin altını çizen Prof. Dr. Ferruh Şimşek, şöyle devam ediyor: “Çocuk ürolojisi bugün üroloji biliminin en önemli ana dallarından biridir. Tüm çocukların böbrek, idrar yolları, genital organlarının gelişimi, anormallikleri ve bu sistemleri tutan her türlü hastalıklar çocuk ürolojisinin kapsamına girer. Çocuk üroloğu çocuğu daha anne karnındayken izlemeye başlar ve ergenlik yaşının sonuna kadar ortaya çıkan her türlü sorunla ilgilenir. Çocuklardaki üriner sistem enfeksiyonlarını erişkinlerden ayrı bir problem olarak değerlendirmek gerekir. Çocukta enfeksiyon tek başına bir hastalık olarak kabul edilmez. Mutlaka buna yol açan, altta yatan bir neden araştırılmalıdır. Çoğu kez üriner sistem yani böbrekler ve idrar yollarında var olan bir anormallik veya bir rahatsızlığın sonucu enfeksiyon olur. O halde sadece ilaç vererek enfeksiyonu ortadan kaldırmak yetmez. Eğer altta yatan neden araştırılıp tedavi edilmezse enfeksiyon tekrarlayacaktır.”

Enfeksiyon tipleri
Çocuklardaki üriner enfeksiyonlar; sistit dediğimiz idrar kesesi iltihaplanmaları veya pyelonefrit dediğimiz böbreğe ulaşan enfeksiyonlar şeklinde olabiliyor. Gereğince tedavi edilmezse ileride böbreklerde hasara yol açan sorunlar gündeme gelebiliyor. Prof. Dr. Ferruh Şimşek çocuklarda görülen tıbbi adı vezikoüreteral reflü olan idrarın geri kaçış sorununun da çocukluk çağında ciddi sorunlara neden olduğunu belirterek şunları söylüyor:

“İdrar bir kez böbreklerden mesaneye girdi mi artık bir daha idrar borularına ve böbreklere geri kaçmaz. Bunu sağlayan mekanizma idrar borularının mesaneye giriş yerlerindeki yapılarının taşıdığı özelliklerdir. Aynı su depolarındaki check valflar gibi. Ancak çocukların bazılarında doğuştan bu yapılarda anormallikler olur ve idrar geri kaçak yapar. Bunun en önemli bulgusu da tekrarlayan idrar yolları iltihaplanmalarıdır. Bu enfeksiyonlar böbreğe ulaştığında yüksek ateşle seyreder ve böbreklerde hasarlara yol açabilir.

Tekrarlayan enfeksiyonları olan çocukların yüzde 30-50’sinde, bu kaçak, çeşitli derecelerde saptanabilir. Eğer kaçak araştırılıp giderilmezse sorun ortadan kalkmaz ve çocuk bir risk altında büyür. Bugün ülkemizde böbrek nakli ve kronik dializ gerektiren hastalıkların başında, zamanında tespit edilip tedavisi sağlanmamış böbrek enfeksiyonlarına bağlı olarak oluşmuş böbrek hasarları gelmektedir. Batılı ülkelerde zamanında tedaviler ve taramalar yapıldığı için bu tablolar sıralamada ilk yerleri tutmazlar. Çocukken sorunu saptayıp gidermek daha kolay ve tabii ki, dializ ve böbrek nakline göre çok daha ucuzdur.”

İdrar kaçırmaları
Hem çocuğu hem de aileyi olumsuz etkileyen sağlık sorunlarından birini de idrar kaçırmaları oluşturuyor. Bazen yalnızca gece işemeleri şeklinde görülen idrar kaçırmalarında genellikle üriner sistem anormalliği görülmüyor.

Ama çocuk gündüzleri de idrar kaçırıyorsa, özellikle mesanenin çalışması açısından bir anormalliğin akla getirilmesi gerekiyor. Bu çocukların sık tuvalete gittiklerini, aniden sıkıştıklarını, tuvalete yetişene kadar damla damla ıslattıklarını belirten Prof. Dr. Ferruh Şimşek, “Aile genellikle bu durumu oyuna dalma veya tembellik etme gibi yorumlayıp çocuktur diye üzerinde durmaz. Oysa bu çocukların mesaneleri anormal ve kontrolsüz çalıştığı için bu durum meydana gelmektedir. Mesanenin yüksek basınçlarla anormal çalışması bazı durumlarda böbreklere de zarar verecek niteliktedir” uyarısında bulunuyor.

Genital anormallikler
Peniste idrar deliğinin normal yerinde açılmaması (hipospadias, epispadias), testislerin torba içine inmemiş olması, genital organlarda gelişme gerilikleri, peniste eğrilik, gömülü penis,genital anormallikler grubuna girer. Bu sorunların çocuk daha bilincini tam kazanmadan doğru şekilde saptanması ve giderilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ferruh Şimşek, “Aksi halde hem genel sağlığı bozulacak hem de psikolojik olarak çok olumsuz etkilenecektir. Bu sebeple vakit geçirmeden tam teşekküllü bir merkeze başvurarak, sorunu bir an önce çözmek gerekir” dye ekliyor.

Çil ve güneş ışınlarıyla ortaya çıkan güneş lekeleri hastalık değildir ama ciddi kozmetik kusur olarak algılanabilmektedir. Normalde cilde rengini veren melanin denilen maddenin dengesiz bir şekilde çoğalması sonucu oluşur.

Melanin melanosit adlı hücrelerden salgılanan cildi güneş ışınlarından koruyan kahverengi bir pigmenttir. Güneş ışığına karşı verilen kişisel cevap farklılığı çil ve güneş lekesi olarak karşımıza çıkar.

Çil ve güneş ışınlarıyla ortaya çıkan güneş lekelerinin tedavi yöntemleri şu şekilde sıralanabilir. . .

Lazer tedavisi

Lazer tedavisinde lekeli bölgeye 0. 3 saniye süresince ışık uygulanır. Uygulanan bu ışık ciltten daha koyu olan bölge tarafından fazla tutulduğu için cilt zarar görmezken lekeler ısınır. Isınan lekeler ince tabaka şeklinde dökülür. Lazer yüzeysel lekeleri yok ettiği gibi lekeyi yapan derin plandaki melanositleride etkileyerek lekenin asıl sebebini yok eder. Bu sayede kökten çözüm sağlanarak lekeler kalıcı olarak yok edilir.

Lazer uygulaması esnasında yüzdeki lekelerle birlikte yaşlılık ifadesi veren kılcal damarlarda yok olmaktadır ve aynı alandaki ince kırışıklıklarda gerilemektedir.

Kimyasal peeling tedavisi

Doğumsal lekeler, güneş lekesi ve çil gibi ciltten daha koyu renkli oluşumlar kimyasal peeling ile ciltten ince bir tabaka kaldırılarak tedavi edilmektedir. Bu yöntemde etkinlik yetersiz kalabilmekte tamamen düzelme elde edilememektedir. Çil ve lekede ciddi ölçüde sağlanan gerileme tatmin edici sonuç verir güneş koruyucularla güneşin etkisinin azaltılması tekrar oluşumunu geciktirir. Dik güneşe maruz kalındığında tekrar oluşabilir.

Peelingle tedavinin sonunda lekeler azaldığı gibi tazelenen ciltte daha kırışıksız, genç ve parlak bir görünüm elde edilir.

Çil ve lekenin kişisel yatkınlık olduğu için tekrarından korunmak amacıyla özellikle yaz aylarında güneş koruyucu kremler kullanmak gerekir.

Gebeliğe bağlı olarak oluşan lekelerin oluşum tarzı çok farklı olduğu için gerek kimyasal peeling gerekse laser yeterince etkili olamamakta ve % 60-70 oranında tekrarlamaktadır. Gebelik lekesinde her iki tedavi yöntemini de uygulanmamaktadır.

Bleeching olarak da adlandırılan diş beyazlatma işlemi yapısal olarak renk bozukluğuna veya koyu bir renk tonuna sahip dişlerin rengini açarak daha beyaz görünmelerini sağlama işlemidir.

Bembeyaz dişlere sahip olmayı isteyenlerin tercihi olan bleeching işlemine karar vermeden önce, dişlerin yüzeylerinin temiz ve lekesiz olmasına dikkat edilir.

Dişin renginin içten geldiği kesinlik kazandığı zaman, diş beyazlatma işlemine karar verilebilir.

Eğer karşılıklı konuşulup uygulamaya karar verilmişse, kişiden ölçü alınır ve hazırlanan modeller üzerine ilaç taşıyıcı şineler (kılıflar) hazırlanır.

Bu kılıflar içine ilaç konularak gece uyurken takmak üzere dişlerin üzerine geçirilir, 5 gece boyunca kullanılır.

Bu işlem hamilelerde uygulanmamalıdır.

Dişlerimizin sadece yemek yememize ve konuşmanıza yaradığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Dişleriniz, görüntünüze ve gülüşünüze kattığı anlamla imajınızın da önemli bir parçası. O nedenle onların kusursuz olmasını sağlamalısınız.

Dişlerinizin hem beyaz hem de sağlıklı olmasını istiyorsanız, Reader’s and Digest dergisinde yer alan ipuçlarına dikkat etmelisiniz. İşte sağlıklı, bembeyaz ve inci gibi dişler için birbirinden değerli 10 ipucu…

1. Beyaz diş diyeti uygulayın. Eğer çok fazla siyah çay ya da sigara içiyorsanız, bunun dişleriniz üzerindeki sonuçlarına da katlanmak zorunda kalırsınız. Dişlerinizde leke yapabilecek yiyecekler yediğinizde ya da içtiğinizde hemen dişlerinizi fırçalayın ya da iyi bir beyazlatma maddesi kullanın. Tüm bunlara alternatif olarak, bir elma yiyebilirsiniz.

2. En az 2 ya da 3 ayda bir diş fırçanızı atın ya da elektrikli diş fırçanızın başlığını değiştirin. Aksi halde, dişlerinizi fırçalarken sadece bakterileri ağzınıza taşımış olursunuz.

3. Dişlerinizi 45 derecelik açıyla dairesel hareketlerle yavaş yavaş fırçalayın. Dişlerinizi fırçalarken diş minelerine zarar vermemeye özen gösterin.

4. Nefesinizi tazelemek ve diliniz üzerindeki plağı kaldırmak için dilinizi her sabah dil temizleyiciyle temizleyin. Kötü ağız kokusunun bir nedeni de dil üzerinde üreyen bakterilerdir. Günlük dil temizliği ağız kokusunu uzaklaştırmaya yardımcı olur.

5. Arıtıcı gıdalar yemelisiniz. Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz yiyebilirsiniz. En iyi sonuç için, akşam yemeğinden sonra bu yiyecekleri yemelisiniz.

6. Sabahları elma sirkesiyle gargara yapın ve sonra dişlerinizi fırçalayın. Sirke, lekelerin yok olmasına, dişlerinizin beyazlamasına ve ağzınızdaki, dişetlerinizdeki mikropların ölmesine yardım eder.

7. Dişlerinizi beyazlatmak ve lekeleri yok etmek için haftada bir kez karbonatla fırçalayın. Diş macunu yerine karbonat sürün. Diş macununa alternatif olarak tuz da kullanabilirsiniz. Dişetlerinizi tazelenmiş hissetmeye başlarsanız, dişlerinizi tuzla iki günde bir fırçalayın.

8. Nefesinizi taze tutun. Nefesinizin tazeliğini kontrol etmek için avucunuzun içini yalayın ve henüz yaşken koklayın. Eğer bir şey kokuyorsa, şekersiz naneli şeker yiyebilir ya da alkolsüz ağız gargarası kullanabilirsiniz. Piyasada satılan reçetesiz ağız gargaralarının çoğu alkol içeriyor. Gargaradaki alkol ağzınızdaki dokuları kurutabilir ve bakterilere karşı daha hassas hale getirebilir.

9. Dişlerinizin arasını diş ipliğiyle temizleyin. Aynaya bakmadan temizlemeye alışırsanız, arabada, yatakta ve önemli toplantı öncesinde dişlerinizi diş ipiyle temizleyebilirsiniz.

10. Sabahları kalkınca ve gece yatmadan mutlaka dişlerinizi fırçalayın. Sabahları kalkınca yapacağınız ilk iş dişlerinizi fırçalamak olmalı. Böylece uyurken üreyen plak ve bakteriyi yok etmiş olursunuz.

Anne adaylarının hamilelik süreci bebeğin gelişimi ve sağlığı için oldukça önemli. Hem hamilelik süresince hem de hamilelik sonrası bebeğin ve kendisinin sağlıklı olabilmesi için anne adaylarının beslenmelerine çok dikkat etmeleri gerekiyor.

Bebeğin beyin içi gelişimiyle ilgili bazı hastalık ve sakatlıkları önlediğinden, hamilelere rutin olarak folik asit vitamini kullanmaları öneriliyor.

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Kadın ve Doğum Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Başaran, yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü’nün, hamilelere folik asit (B grubundan bir vitamin) ve demir vitamini gibi iki önemli ek elementi mutlaka kullanmalarını tavsiye ettiğini söyledi.

Günümüzde folik asit vitamininin sadece gebelik süresince değil, gebelikten önceki 3 aylık dönemde de alınmasının önerildiğini anlatan Başaran, şunları kaydetti:

“Bebeğin beyin içi gelişimiyle ilgili bazı hastalık ve sakatlıkları önlediğinden, hamilelere rutin olarak folik asit vitamini kullanmalarını öneriyoruz. Çünkü gebelik beraberinde bebeğin gelişimiyle bazı vitamin ve minerallerin daha çok alınmasını gerektiren durum. Geçen mayıs ayında ABD’de öneriler güncellendi. Günümüzde artık gebe kalma potansiyeli olan yaş grubu tüm kadınların folik asit vitamini almaları isteniyor. Folik asit son derece önemli vitamindir.”

Hamilelikte kilonun önemi

Gebelik haftası ilerledikçe bebeğin büyümesiyle birlikte annenin metabolik yükü ve besin ihtiyacının arttığına dikkati çeken Başaran, şöyle konuştu:

“Gebelikte kilo çok önemli. Belli oranda alınması önerilmesine rağmen aşırı kilo almak ya da almamak gebelikte hastalıkların göstergesi olabiliyor. Gebelik öncesi kilosu düşük olanların 9 ay süresince 12-18 kilogram alması normal kabul edilirken, normalin üzerinde daha kilolu hastalarda bu öneriler 11-15 kilogram sınırına düşüyor. Obezite gibi şişmanlık problemi görülen gebelerde ise 5-10 kilogramın aşılmaması gereklidir.”

Gebelikte beslenme önerileri

Gebelikte açlığa dayanıksızlığın söz konusu olduğundan ara öğünlerde mutlaka meyve tüketilmesinin istendiğine işaret eden Yrd. Doç. Dr. Başaran, şunları kaydetti:

“Hamileler günde 3 litre su almak zorundadırlar. Ayrıca süt, ayran, komposto, limonata ve meyve suları tüketilmelidir. Ancak, çay ve kahve önermiyoruz. Protein ihtiyacı gebenin kilosuna göre günlük 70-80 grama karşılık geliyor. Kalsiyum açısından 1 su bardağı süt alınmasını öneriyoruz.

Bir yumurta, kibrit kutusu kadar beyaz peynir ve ekmek önemli, kahvaltıda meyve suyu veya ıhlamur da içilebilir. Ara öğünlerde genellikle porsiyon olarak meyve, yatmadan önce süt veya yoğurt öneriyoruz. Akşam yemeklerinin hafifliliği hamilelerin daha rahat olmasını sağlayacaktır.”